CENGİZ AYTMATOV,YAŞAMI EDEBİ KİŞİLİĞİ VE VEFATI

CENGİZ AYTMATOV

 GİRİŞ

                 Toplumu ayakta tutan bir tür manevi değerler vardır. Aytmatov da Kırgızların milli kimliklerini muhafaza etmek için, en çok ihtiyacımız olduğu dönemde onları okuyucularına aktararak vazifesini yapmaktadır. O, bazen halk hikayecisi, bazen tarihçi, bazen dilci olarak Kırgızların özelliklerini sadece Kırgızlara değil, Kırgızları tanımayan bütün dünyaya tanıtmaktadır. Uzun bir süre için Sovyet yazarı olarak tanıtılan yazar günümüzde ünlü bir Kırgız yazarı olduğu hepimize malum. Zaten onun eserlerindeki masal unsurlarına, destan parçalarına, tarih bilgilerine bakarak bunu açıkça görebiliriz. 

 

AİLESİ VE ÇOCUKLUĞU

               Ünlü Kırgız yazarı,  çevirmen, gazeteci ve politikacı Cengiz Aytmatov 12 Aralık 1928’de Kırgızistan’ın Talas eyaletine bağlı Şeker Köyünde doğdu. Kırgızlar birtakım kabilelere ayrılırlar, Cengiz Aytmatov da Şeker kabilesinden gelmektedir. Şeker, Aytmatov ailesinin ve bu kabileye bağlı Kırgızların reisi idi. Yedi sülale ötesini bilmek her Kırgızın vazifesidir. Cengiz’in babası Törekul, onun babası Aytmat, onun babası Kimbildi, onun babası Konçudzok ve böyle devam etmektedir. Gerçekte Konçudzok büyk büyük büyük babasının takma ismidir. İşte bütün bunlar ve bunun gibi şeyler Cengiz’in sağlığında her şeyi anlatacak kadar yaşamayan babası Törekuldan öğrendikleridir. Aytmatov babasından çok fazla şey öğrenemediyse de büyükannesi Ayımkan’dan çok şey öğrenebildi. Buna bağlı olarak Aytmatov şöyle diyor: “Bana göre ilk hayat tecrübemin başladığı, kaderimde önemli rol oynayan iki süreç gelişti. İlk süreçte beni büyüten babaannem Ayımkan büyük rol oynadı. Zira kendisi bana, biricik torununa göre büyük bir yazar ve yorumcu hatta orijinal bir masal gibiydi”[1].

              Ayıkman mükemmel bir şahsiyete sahip olduğu gibi köyündeki insanlar nazarında büyük bir itibarı vardı. Bilge bir olduğu belliydi. Oğlu Törekul’a da birçok şeyi O öğretmişti. Üçü kız ikisi oğlan olmak üzere beş çocuk dünyaya getirmişti. Cengiz’in babası Törekul oğlanların büyüğü, aile çocuklarının ikinci büyüğüdür. Babaannesinin son çocuğunun adı Rıskulbektir. Cengiz’in amcası Rıskulbek zeki ve bilgiliydi. Yeğenine Cengiz isminin verilmesini O teklif etmişti[2]. Belli ki tarihi çok iyi biliyordu. Çocuklara ünlü şahsiyetlerin ismini verme geleneğine sahip  biriydi. Amcası Rıskulbek de aynen Cengiz’in babası gibi haytını kaybetti.

              Büyüleyici ve zeki bir şahsiyete sahip olan babaannesi çok sayıda şarkı ve masal biliyordu. Ama ne okuması ne de yazması vardı. Cengiz’in bütün çocukluğu onun aydınlık ikliminde geçti. Ayrıca Cengiz’i büyükannesi sürekli olarak dağlardaki yaylalara götürürdü. “Yayla cennet gibi şirin bir yer. Yüksek dağlardaki çiçek ve otlar eşsiz güzellikte. Buzullardan kopup gelen berrak, dupduru sular akıp gider şırıl şırıl. Binbir türlü hayvan ve kuş cirit atar ormanlarda. Yakacak odun ise istemediğin kadar. Bu yer hayatın en güzel günlerini sunuyordu insana.” Diyerek yazar çocukluğundaki yaylaları tarif ediyor. Ayrıca bir keresinde yaylaya bir Rus geliyor. Yaylada tek Rusça bilen Cengiz olduğundan yayladakilerle Rusun anlaşmasını O sağlıyor[3]. Böylece hayatında ilk defa tercümanlık yapıyor.

              Kopuz çalabilen eli her işe yatkın olan dedesi Aytmat, çalışkan, fakat fakir kimsedir. Dede Aytmat kardeşi Birimkul ile bir su değirmeni kurduysa da, bu değirmen kısa bir süre sonra yanar. Bunun üzerine dede Aytmat on iki yaşındaki oğlu Törekul’u yanına alır ve Maymak istasyonu yakınındaki demiryolu tren inşaatında çalışır. Baba Törekul Cambul’da yerli Rus okulunda okumaya gider. Avliya-Ata adındaki bu okuldan mezun olduktan sonra memuriyet hayatına atılır. Daha otuz yaşına gelmeden büyük sorumluluklar isteyen önemli görevler üstlenmiştir. Daha sonra öğrenim görmek üzere Sovyetler Birliği’nin bütün bölge ve cumhuriyetlerinden temsilcilerin Marksist siyaset üzerine eğitildiği Kızıl Profesörlük Enstitüsüne gönderilir[4].

             Ailesi  1935 yılının ilkbaharında Moskova’ya Törekul’un yanına gelir. Ve 1937 yılının sonbaharına kadar burada kaldılar. İşte bu sıralar Cengiz Moskova’da birinci ve ikinci sınıfa gider. 1937 senesi Cengiz için acıklı bir senedir. Çünkü 1937’de Rusya’da çıkan karışıklıklar sonucu Törekul ailesini Kırgızistan’a göndermek zorunda kalır. Kazan tren istasyonundan, Törekul ailesini uğurlarken daha küçük yaştaki Cengiz bundan sonra  babasını bir daha göremeyecektir. Böylece aynı yıl içerisinde Törekul da Stalin’in temizlik hareketinin kurbanları arasına katılır. Kemikleri 1991 yılının Ağustos ayında Çon Talas obasında bulunur.

          Cengiz annesi ve kardeşleriyle beraber Kırgızistan’ın Şeker Köyüne yerleşirler. Törekul’un vefatıyla dört çocuğa bakmak anne Nagima’ya  kalmıştır. Cengiz’in annesi Nagima Hamzaevna Aytmatova bir firmada muhasebeci ve memur olarak iş bulduğundan Şeker’den Kirovka’ya taşındılar. Cengiz’in iki erkek bir de kız kardeşi vardır. Bu zamanlar hepsi de okula gidiyorlardı[5]. Savaş patlak verdiğinde zorluklar hemen baş göstermeye başlamıştı ve herkes hayatını nasıl idame ettirebileceklerini düşünüyorlardı. Böylece yaşam iyice zorlaştı. Herkes ne iş olursa olsun çalışmak zorundaydı. Kadın, erkek, yaşlı, genç farketmiyordu. Savaş yıllarında tarım kooparatifleri ve Sovyet ekonomi  tesisleri, katı bir üretim planı uygulamak zorunda kalmıştı. Hatta Kırgız halkı domuz yetiştirmeye de zorlandı.

            1942 kışı savaşın en zor zamanıydı. Cengiz’in köyündeki erkekler cephedeydi. Köyde kalanlar da vardı ancak yaşlılar, okuma-yazması olmayanlar ve küçük çocuklardı. Cengiz’in çocukluğu Bişkek ve Moskova’da geçtiği için Rusça biliyordu. Köye de Rusça bilen okuma-yazması olan birisi aranıyordu. Böylece Cengiz 14 yaşındayken okulu bıraktı ve köy meclisinin sekreteri olarak işe başladı ve hayata atılmış oldu. Daha sonra savaştan yaralı dönen birisine köy sekreterliği verildi ve Cengiz de maliyeci olarak tayin edildi. Böylece O savaş döneminde her şeyden önemli olan ve devletin önemli gelir kaynağı olan savaş vergilerini topluyordu. Bu işi yaparken halkın ne kadar zorluklar içerisinde hayatını sürdürdüğünü görmüş ayrıca işinin ağırlığı ve zorluğu onun daha çocukluk çağında hayatın korkunç gerçeğinin tam ortasında kendini bulmasına vesile olmuştur. Köy meclisinin sekreteri ve vergi toplayıcısı olarak yaşadığı bu tecrübeler ilk hikayelerini yazmaya başlamasının başlangıcıdır. Bunlar “Cemile”, “Göz Göze”, “Kovan Çiçeğinin Altın İzi”, ve “Gülsarıya Veda” gibileridir. Ayrıca Cengiz okuma-yazması olduğundan o zamanlar cephede ölenleri bildirmek için şehidin ailesine ve akrabalarına “Kara Kağıt” denilen mektupları okuyarak bu acı haberleri bildirme görevini de yapıyordu. Köydeki herkes onu tanıyordu ve Cengiz’in bir eve yaklaştığını görseler, özellikle de kendi evlerine yaklaştığını görenler ondan korkmaya başlamışlardı.

                Cengiz bu görevini sürdürürken yakın arkadaşlarından biri olan Seytali Bekmambetov daha on altı yaşındayken okul müdürüydü. Okula da Rusça öğretmeni gerekiyordu. Bundan dolayı Cengiz’i ikna etmiş ve  Rusça öğretmenliği görevini vermiştir[6]. Böylece ilk öğretmenliğini yapan Cengiz, bu zamanlar kazandığı öğretmenlik duygusu, daha sonra kaleme aldığı “Öğretmen Düyşön” adlı hikayesini yazmaya yardımcı olmuştur.

                 Nihayet herkesi böyle çileli bir hayat yaşamaya zorlayan savaş 1945’te sona erdi. 1945’ten 1946’ya kadar Cengiz Petrovka köyündeki ortaokula gitmişti. Daha sonra patates ve mısır satarak ticaretle uğraşan Cengiz’in ailesi onlar için ticaret merkezi olan Cambul’a taşındılar. Cengiz’in notları iyi olduğundan, oradaki veterinerlik, veteriner asistanlığı ve hayvancılık üzerine eğitim veren Veteriner Teknik okuluna kabul edilmişti. Bu okulda Moskova ve Leningrad’dan (St.Petersburg) Asya bölgelerine tahliye edilen iyi hocalar vardı[7]. Bu hocaların yardımıyla Cengiz çeşitli roman kitaplar okumaya başlar. Böylece O edebiyatın denizlerinde yelken açmıştır.

 

GENÇLİK YILLARI VE İŞ HAYATI

 

1948’de Frunze’deki (Bişkek) K.Skrybin adındaki Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nde eğitimine devam eder. İşte bu sıralar yazı hayatına Kırgızca’daki Rusça ödünç sözcükler hakkında bir makaleyle başlayan Aytmatov, kısa bir süre için Rusça’dan Kırgızca’ya çeviriler de yaptı.  1952 yılında ise “Gazeteci Dzüyo” adlı kısa öyküsüyle de edebiyat dünyasına girdi.1953’te veteriner olarak mezun oldu. Böylece Kırgız Bilimsel Hayvan Araştırmaları Enstitüsüne ait araştırma çiftliğinde hayvan bakıcılarının yöneticisi olarak çalıştı. Burada çalışırken “Sosyalist İşçi Kahramanı” adlı en iyi çalışanlara verilen unvana sahip oldu. “Selvi Boylum Al Yazmalım” adlı hikayesini de bu sıralar yazdı.

   Bu kültürel faaliyetleri Sovyet politikalarıyla ve toplumcu gerçekçi edebiyatın ilkeleriyle tam bir uygunluk gösterdiği için Sovyet hükümeti Aytmatov’u ödüllendirerek Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne davet etti.  Burada edebiyat ve çağdaş edebi kuramlarla ilgili bilgilerini geliştiren ve kısa öykülerini yayınlamayı sürdüren Aytmatov,  bu çalışmaların ürünü olarak 1956’da “Yüzyüze” 1958’de ise kendisinin hem Sovyetler Birliği’nde hem de dünyada tanınmasını sağlayan “Cemile” yayınlandı.  Özellikle “Cemile”’yi Fransızca’ya çevirip bir de önsöz yazarak “dünyanın en güzel aşk hikayesi” olarak duyuran Fransız eleştirmen ve yazar Louis Aragon’un Aytmatov’un dünya edebiyat çevrelerinde tanınmasına büyük katkıda bulundu[8]

Gorki Edebiyat Enstitüsü’nü bitirdiğinde Sovyet edebiyatının elitlerinden biri olarak nitelendirilmeye başlanan Aytmatov, hem “Kırgızistan Edebiyatı” adlı edebiyat dergisinin yayın kurulunda hem de ünlü “Pravda” gazetesinin Orta-Asya sorumlusu olarak çalışmaya başladı. 1963’te “Bozkırlar ve Dağlardan Masallar” adlı hikaye koleksiyonu ile Sovyetler Birliği’nde oldukça prestijli olan Lenin edebiyat ödülünü kazandı.  Bunun yanında Novyi Mir, Literaturnaya Gazeta ve Sovyet Yazarlar Birliği gibi birçok prestijli dergi ve kültürel enstitünün yayın ve yönetim kurullarında ve Kırgızistan Sinemacılar Birliği başkanlığı görevlerinde bulundu.  Sovyetler Birliği’nin yıkılışına kadar Komünist Parti’nin aktif üylerinden biri olan Aytmatov, çeşitli parti kongrelerine delege olarak katıldı.  Glasnost ve Perestroyka dönemlerinde Sovyetler Birliği’nin dağılışına kadar Gorbaçov’un beş danışmanından biri olarak görev yaptı.  Bütün bunlar Aytmatov’un hem Sovyet rejimine bağlılığının hem de edebiyat alanındaki yeteneğinin bir göstergesiydi.  Dolayısıyla Aytmatov’un çağdaş dünya edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri haline gelmesinde sanatsal yeteneği kadar, onun partiye ve sosyalist ideolojiye bağlılığını korumasının da rol oynadığı söylenebilir. Başka bir deyişle, O Sovyet rejimine ve sosyalizme ideolojik olarak bağlı kaldı, karşılık olarak da Sovyet rejimi ve tanınmış sosyalist yazar ve eleştirmenler de onun dünya edebiyatının önemli figürlerinden biri olmasına katkıda bulundu[9].   Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra bir süre Rusya adına çeşitli Avrupa ülkelerinde büyükelçilik yaptı ve son yıllarda Kırgızistan’ın Luxemburg, Hollanda ve Belçika  büyükelçilik görevini yürüten Aytmatov, 1996’da Kırgizistan’ın UNESCO temsilciliğine atanır. Yazar evli ve dört çocuk sahibidir.

                                          MANAS DESTANI HAKKINDA 

Kırgız halkı asırların derinliğinden gelip meşhur  Manas’ı başta olmak üzere halk edebiyatının en güzel örneklerini yaratarak gelecek nesillere paha biçilemeyecek tarihi miras olarak bırakmıştır. Altın hazineler sadece insanların duygu dünyasında yaşamamış, bu hazineler,  Kırgız kültürü ve edebiyatının oluşması ve kalıplaşmasının asıl kaynağının teşkil etmiştir.

Türk ırkının bilinen en eski boylarından biri olan Kırgızların tarihini ilk çağa götüren Sinologlar vardır. O devirlerde Kırgızların Kem (Yenisey) kaynaklarında ve sahillerinde Sayan dağlarında bulundukları bilinmektedir. 1856 yılında Kırgızlar arasında yaptığı seyahat esnasında Manas Destanı’nı keşfeden Çokan Velihanov, 1861’de yazdığı makalesinde Manas destanından şöyle bahsetmektedir:

Sarp kayalarda yaşayan Kırgızlarda tek bir destan vardır. Bu destan Nogay devrine ait Manas destanıdır. Bu destan Kırgızların bütün mitolojisini, masallarını her türlü geleneklerini bir kahraman çevresinde toplamış Kırgız ansiklopedisidir. Kırgızların hayat tarzları, görenekleri, ahlak ve dini telakkileri, coğrafyası, tıp bilgileri, başka uluslarla olan ilişkileri bu destanda ifadesini bulmuştur[10].

Manas Destanı daha sonra 1958 yılında Sagımbay Orozbekoğlu tarafından dört cilt olarak yayımlanmıştır. Bugün kısaltılmış Manas’a bir göz atan kimse, henüz yazılı dili olmayan bir halkın yüzyıllar boyunca böyle dev gibi manzum destanı nasıl koruyabildiğini merak ediyor.

Kırgızlar, tarihleri içinde asırlarca destani kültürün en yüksek seviyesine ulaşmış en eski Orta Asya topluluklarından biridir. Çok mühim tarihi şartlar altında, yazılı dilden ve resim sanatından yoksun, bağımsızlık ve hürriyet için derebeylikle devamlı mücadele eden göçmen insanların, büyük şiir kabiliyeti ile donanmış olarak çok önce ortaya çıkışları, onları sözlü destan türüne ve onu değiştirmeye sevk etti. Kırgızlar diğer halkların tarih anlatımında, edebiyatta, tiyatroda, resim ve heykeltıraşlıkta ifade ettiklerini destanlarına yerleştirdiler.

Bugün sözlü anlatım olarak bize ulaşmış on beş kadar küçük Kırgız destanından on tanesi basılmıştır. Her biri yüz binlerce mısradan müteşekkil ve yine her biri hayatın değişik safhalarını ve halkların milletlerin kaderlerini anlattıklarından kendi içinde orijinaldirler. Mesela “Kocacaş” avcı ve onun tabiata olan saygısı onun öğeleri ile mücadelesini anlatan eski dramatik bir şiirdir. “Olcobay ile Kasımcan” manzum bir çeşit bozkırların Romeo ve Juliet’in dramatik hikayesidir. “Kedey-Han” (fakirlerin arasından gelen han), sosyal bir ütopyadan bahseder[11].

 

Manas Destanı,okyanus gibidir. Dünyada bilinen bütün destanlardan daha uzundur. Bazıları 700.000 kafiyeli mısraı aşan on bir değişik Manas Destanı vardır. Manas Destanı, kuşattığı hayatın en geniş meseleleri içinde dünyadaki destanlar arasında öncü durumdadır. Ana tema olarak Kırgız halkının yabancı işgalcilere karşı mücadelesini işler ve dağılmış vaziyetteki Kırgız kabilelerini bir araya toplayan efsanevi kahraman Manas’ı yüceltir.

                                            CENGİZ AYTMATOV’UN ESERLERİNDE MANAS

DESTANI’NIN İZLERİ

 

Cengiz Aytmatov edebiyatın tarih kitabı olmadığına, fakat tarihi olayları konu almasının çok doğal olduğuna işaretle bir eserinin ön sözünde şunları söylemektedir: “Bana göre edebiyatın görevlerinden birisi, her toplumun kendi tarihi gelişimi içinde geçirdiği tecrübeyi sanatkarane bir biçimde yansıtması ve böylece geçmişin ışığı altında yeni tarih gerçeğini takdir edebilmesidir.” Dolayısıyla, bir Kırgız yazarı olarak, onun eserleri de Kırgız halkının, Kırgız tarihinin ve kültürünün gelişimini yansıtır. Çünkü yazar gerçekçi olma ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır. Kırgız halkının hayatını, tarihini ve Kara Kıtaylar’a özgürlük mücadelesini anlattığı için Manas ve diğer bütün Kırgız destanları yazarı etkiler. Bu etkileşim neticesinde efsane ve masallara yönelir. “Manas” destanı Cengiz Aytmatov’un dünyasına daha çocukluk döneminde yerleşmiştir. Yazarın babaannesi Ayıkman ve anneannesi Karakız masallar, halk şiirleri, efsaneler, atasözleri, deyimler ve destanların okyanusuydular[12]. Böylece O çocukluk çağında bunların etkisinde kalmıştır.

Yazarın eserlerinin kaynağına yol açan sanat dallarına baktığımızda ilk sırada Manas destanı yer alır. Onun “Gün Uzar Yüzyıl Olur” romanındaki mankurt tipi Manas destanından alınmıştır.

Destanda geçen mısralar şöyle:

Çoçuğu tutalım

Başına şire geçirelim

Ere götürüp eziyet çektirelim

Altı ozubun Kalmak’ın

Önü arkasını toplayalım

Aytmatov kendi fikirlerini okuyucularına yansıtmak için Manas destanına başvurur. O destandaki olayları bugünle bağdaştırarak kendisinin mankurt hakkındaki efsanesini meydana getirip evrensel anlamda sırını çözer[13].

Aytmatov’la Manas’ı iki yönde inceleyebiliriz. Birincisi, onun Manas destanına başvurması ikincisi ise destanı tanıtması. Yazar eserlerinin zengin kaynağı olarak destanı kullanırken aynı zamanda tüm okuyucularına Manas destanını tanıtmaktadır. Belirtmemiz gerekir ki yazar her eserinde destanı kullanmaz. Manas onun sanat dünyasında daima yaşar, yaratıcılık, ilham, şans verir. Destan, yazar eserleriyle aynı köke dayanır.

U.Korkin’in Manas destanını dinlediğinizde hiç ağladığınız oldu mu? Sorusuna yazar “Manas’ı dinlediğinde ağlamayan Kırgız yoktur. Manas’ın milli şuura sinmesi anne sütü ve ana dilinin sinmesine eşittir. Onu bilmeyen Kırgız kendi halkı ve yurdunu bilmeyendir” demektedir. Böylece yazar destanın her Kırgız çocuğu için kutsallığı, asilliği, yüceliğini bildirmektedir. Ayrıca Kırgız edebiyatı Manas destanından Cengiz Aytmatov destanına kadar geçen devirdir. Cengiz Aytmatov halk edebiyatı ürünlerine başvurmasının, işlemesinin en güzel örneğini kendi eserlerinde bütün dünya edebiyatına göstermektedir.

O manasçı sesini ilk defa Talas’ta duydu. Onun için Manas destanı kadar manasçı da önemlidir. “Yıldırım Sesli Manasçı” hikayesinde Kırgız halkı arasında saygıdeğer yere sahip manasçı karakterini sunmuştur.

Yazar Sovyetler Birliği Dergisi’nde “Okyanus kadar zengin Manas’tan milyonlarca mısra biliyor” başlıklı bir makale yazmıştı. Bu makale Manas destanının gözde anlatıcısı Sayakbay Karalaev hakkında idi. Ve bu Manasçının vefatından sonraki yazısında kendi makalesinden bahsederek hayat, makalenin başlığında acı bir değişiklik yaptı “Milyonlarca mısra biliyordu…” Ne yazık ki şimdi ondan bahsederken geçmiş zamanı kullanıyoruz … diyerek başlayan yazısında Sayakbay Karalaev’in  vefatının çok büyük bir kayıp olduğunu anlatır. Makalesinde 1970 yılında vefat eden Manasçı için şu sözleri kullanarak Sayakbay ile ilgili düşüncelerini dile getirmektedir. “Dünya yüzündeki eşi olmayan bir kabiliyet gökyüzündeki yıldız gibi parlayıp söndü”[14]. Karalaev yazarın yakın arkadaşıdır. Manasçılar onun dostudur. Görülen o ki Kırgız halkı bağımsızlığını kaybettiği bir dönemde Tanrı Manas’ı anlatmak, hatırlatmak, hem de bütün dünyaya, görevini Cengiz Aytmatov’a vermiştir. Yazar günümüzün modern Manasçısıdır adeta.

 

CENGİZ AYTMATOV’UN ESERLERİNDE ELE ALDIĞI KONULAR

 

Yazar eserlerinin hemen hepsinde çocukların dünyası anlatılmaktadır. Yazarın eserlerinde çocuk ve genç tiplemelerin ön plana çıktığını görmekteyiz. Yazar aynı zamanda kendi kaderini, çocukluk dönemini eserlerine yansıtmıştır. Onun Şeker köyündeki ilk öğretmeni İnkamal Coloyeva’dır. Bilim vermeye, eğitmeye emeklerini sarfeden İnkamal Apa’nın tiplemesine de “Erken Gelen Turnalar” hikayesinde rastlamaktayız. Eser kahramanın ders yaptığı yerden başlar. “İri düğmeli yün eşrabını ne kadar sarmışsa da üşüyen İnkemal Apa, kendisinden de beter buz kesilmiş çocuklara coğrafya dersinde Seylan Adası hakkında uzunca, ilginç bir masal anlatıyor.” Öğretmen tabiatı güzel, görkemli, dür-dünya dolusu sadece yaz mevsimini yaşayan iklimini anlattıkça, öğrenciler gicirdayan kış mevsimini, karınlarını açlığını unutup, Hindistan yöresinde geziniyormuş gibi tatlı hayallerde kendilerini bulurlar[15].

Yazarın çocukluğu zorlu savaş yıllarına rastlamıştır. Bu zamanlar gördüklerini eserlerine aktarmıştır. Savaşın işlendiğini “Yüzyüze” “Cemile” “Toprak  Ana” gibi eserlerde görebiliyoruz. Bunun yanında eserlerde asker tiplemesine birçok kez rastlayabiliyoruz. Yazarın eserlerinde kadın, emek unsurlarının özel yeri vardır.

Yazarın asıl ele aldığı savaş II. Dünya savaşıdır. Yazar II. Dünya Savaşını bir dönüm noktası olarak kullanır. Savaşla beraber mutlulukları sonu gelmiş ve açlık ,kıtlık ve yokluk devirler başlamıştır. İnsanların sakatlanması ,ölmesi,değişmesi ahlak bozukluğuna uğraması sonucu cemiyetler sarsılmıştır. Zalimler ortaya çıkmış ve halk zulüm altında ezilmiştir.bunların hepsi savaş yüzünden olurken öbür yandan savaş yiğitliğin ve kahramanlığın tabii bir neticesidir.Devleti için ,halkı için savaşmak ,şerefli ve haysiyetli olmanın temel şartıdır. Böylece bunları yazarın savaşı içeren eserlerinde görebiliyoruz[16].

Cengiz Aytmatov Kırgız halkının hayatını her yönüyle derinlemesine tasvir etmekle birlikte ,Kazak hayat tarzından da bahsetmiştir. O Kırgız halkının tarihini ,kaderini, hayat tarzını, tabiatını tasvir ederek Kazak halkının da hayatının tarihini, geleneğini tanıttı[17]. Çünkü Kırgızlarla kazakların göçebe hayat tarzının birbirlerine çok yakından benzediği hepimize malumdur.

Bunların yanında Cengiz Aytmatov’un eserlerinde yer Ana tipi geniş bir biçimde tasvir edilir. Bunun sebebi yine yazarın eserlerinde yansıttığı dönemin onun çocukluk çağında denk gelmesiyle beraber yansıttığı dönemin en büyük gelir kaynağını toprağın oluşturmasıdır. Bunu “Toprak Ana” hikayesinde açıkça görebiliriz.

Louis Aragon,Cemile’yi okuduktan sonra “O,dünyada yazılmış en güzel aşk hikayesinin yazarı” demişti.Cemile, Aytmatov’un iç dünyasının mükemmel şekilde ifadesini bulduğu hikayesidir. Yazar “aşık olmak aslında ürkütücü, çünkü ihtiras ateşinde yanmak pekala muhtemel. Anna Karanina’nın ölümünden niçin bu kadar sarsılıyoruz? Düşmüş bir kadın kendini trenin altına atmasından değil, sanırım Tolstoy orjinal olarak bunu göstermek istedi, olağanüstü birisi değil, ve kadını o insan yapan da, aşktır. Bunun manası, aşık olup ölmektense aşık olmamak veya hayatta kalmak daha iyi demek midir? Bin kere hayır! Sanırım hepimiz, bir anlık aşk için hayatımızdan vazgeçmeye hazırız. Aşk, insanın layık olması gereken bir lütüftur” diyor.

Buna göre aşk unsurunun onun eserlerindeki yeri anlaşılıyor. Yazar aynı zamanda aşk hikayelerini ağız sesi müziklerle süslemektedir. Hatta yazar “Cemile” hikayesinin ismini ilk başta “Müzik” olarak adlandırmayı düşündüyse de bir Rus edebiyatçısı hikayenin ismini değiştirmeye onu ikna edebilmiştir.

Yazar, sembollerle insanoğlu hayatındaki iyilik ve kötülük, dostluk ve düşmanlık, adalet ve cahillik arasındaki edebi mücadeleyi göstermeye çalışır. Yazarın tabiat tasvirleri eserlerinde farklı fonksiyon taşımaktadır. Onun hikaye, povest, romanlarını okuyan kimse, kahramanlar ile tabiatın kutsal evine girip muhteşem sırlarına sevinip dünyayı, insanların değerlerini öğrenir. Eserlerinde tabiatın geceye-gündüze, mevsime yani zamana göre tasvir edilişinin özel yeri vardır.

Tabiat Aytmatov’un eserlerinde, insan kadar önemlidir. Hem yansıtılan gerçekliklerin belirgin bir yanıdır, hem de anlatıma çeşni katan, onu bütünleyen bir öğedir. İfade etmek istediklerini, tabiat unsurlarını simgeleştirerek veren yazar, halkı için tabiatın özellikle savaş yıllarında bailı başına, yaşamak, yemek, mutlu olmak için bir engel olduğunu belirtir[18].

Ayrıca Aytmatov Sovyet edebiyatında trajediyi yeni bir tarzda sunduğu şüphe götürmez. Bununla birlikte din insanları imana, temizliğe, kardeşliğe çağıran unsur olarak eserlerinde yer almaktadır. “Kıyamat” (Dişi Kurdun Rüyaları) adlı romanı dine yeni bir bakış açısıyla bakmanın gerekliliğini gösterir.

Aytmatov’un edebiyat meydanında yarattığı eserleri Kırgız sanatının diğer türlerinin de inkişafına neden oldu. Aytmatov’un eserlerini esas alan, onlardan etkilenen dram, opera, bale, sinema ve ressamcılık dalları kendilerini bu vesileyle dünyaya tanıttı. Cengiz Aytamatov’un eserleri böylece sinemada, şiirde, tiyatroda, müzikte, resim sanatında ve ders kitaplarında. Günümüzde artık onun eserleri her yerde diyebiliriz.  

 

CENGİZ AYTMATOV HAKKINDA ÖZEL BİLGİLER

 

Cengiz Aytmatov Kırgız Cumhuriyeti halk yazarı. (1968)

 Kırgız Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Akademisyeni. (1974)

“Toolor cana  Taçlalar” povestleri için Lenin ödülü sahibi. (1963)

“Gülsarı” povestiyle SSCB Devlet ödülü sahibi. (1968)

“Erken Gelen Turnalar” povestiyle Toktogul adındaki Devlet ödülü.(1976)

“Ak Gemi” filminin senaryosu ve povestiyle SSCB Devlet ödülü sahibi. (1976)

“Gün Olur Asra Bedel” romanıyla SSCB Devlet ödülü sahibi.(1983)

Ve başka birçok ülkelerin organizasyon ve vakıfların ödül sahibidir.

Almanya Sanat Akademisinin muhabir üyesi(1978)

Paris’teki Avrupa Bilimler Sanat ve Edebiyat Akademisinin Akademisyeni. (1983)

Stockholm’deki Dünya Bilimler Sanat Akademisinin Akedemisyeni. (1987)

Kırgızistan UNESCO temsilcisidir. (1996)

“Issık Köl Formunun” düzenleyicisi ve başkanıdır. (1986)

Sosyalist Emekçi Kahramanı. (1918)

Atatürk Kültür Merkezi’nin şeref ve haberleşme üyesi. (1998)

Lenin, Kasım İhtilali, Halk Dostluğu, Kızıl Tuğ, gibi birçok madalya almıştır.Onun eserleri yüzden fazla dünya diline çevirilmiş. Eserlerinin basılıp yayımlanması, tirajı UNESCO’nun istatistiklerine göre dünyada ilk sırada yer almaktadır.Cumhuriyet ve dünya, uluslararası siyasi vakıfların üyesidir.

Uluslar arası Aytmatov kulübü 1989’da kuruldu. Kurucusu ve başkanı filoloji ilimler doktoru Prof. Abdıldacan Akmataliev’dir. Bu kulüp Kırgızistan Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nda 1992’de tescil edildi. Sosyal şuuru kalıplaştırmanın en önemli malzemesi olan edebiyat, sanat, kültür, halk tarihi ve geleneklerini propaganda etmek asıl maksadıdır.

Bunun yanında “Aytmatov Tanıma Enstitüsü” 1992’de kurulup fiilen kurulması 1993’tedir. Aytmatov vakfı da 1993’te kuruldu.

SONUÇ

 

Bütün hayatı kominizim boyunduruğunda geçmesine rağmen, eserlerinde mensubu olduğu Kırgız halkının değerlerini ve yaşayışını anlatan Aytmatov, kominizmin bütün baskılarına rağmen eserlerinde verdiği örtülü mesajlarla adeta bu dikta yönetimine direndi. Zengin Kırgız tarihinden ve Manas’tan beslenen yazar, dikta yönetimi zamanında da milletlerin nasıl kendi köklerinden koparılıp köleleştirildiğini efsanelerden yola çıkarak anlatır.

O sanat anlayışı olarak toplumcu gerçekçilik akımını benimser. Eserlerindeki bu anlayışla gösterdikleri, okuru, sıradan bir duygusallıkla değil, her aydın insanın taşıması gereken duyarlılıkla ve gerçeklik yoluyla etkiler, sarsar. Bu mesajlarla her türlü sömürüye ve buna bağlı olarak manevi değerlerin yok edilmesine engel olmaya çalıştı.

 


 

[1] Cengiz, AYTMATOV; “Çocukluğum” DA. Yayıncılık, (Çağlayan Matbaacılık) İstanbul, 2002 sayfa: 9-20

 

[2]Dili, İBRAEVA; “Cengiz Aytmatov’un Çocukluğu ve Eserlerindeki Çocuk Tipleri” Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını:184, Kongre ve sempozyum Bildirileri Dizisi:13, Ankara, 1998, sayfa:103-111

 

[3] Orhan, SÖYLEMEZ,; “Cengiz Aytmatov Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler” Karam Yayınları:2, Ankara, 2002, sayfa:90-100

[4]Belkis, GÜRSOY; “Cengiz Aytmatov’un Eserlerinde Biyografisi” Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını:184, Kongre ve sempozyum Bildirileri Dizisi:13, Ankara, 1998, sayfa:87-97

 

[5], Abdıldacan,AKMATALİEV; “Cengiz Aytmatov’un Dünyası” Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 166, Fikir ve Sanat Adamları Dizisi:15, Ankara, 1999 sayfa:6

[6]Cengiz, AYTMATOV; “Çocukluğum” DA. Yayıncılık, (Çağlayan Matbaacılık) İstanbul, 2002 sayfa: 71-75

[7] Abdıldacan, AKMATALİEV; “Cengiz Aytmatov’un Dünyası” Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 166, Fikir ve Sanat Adamları Dizisi:15, Ankara, 1999, sayfa: 20-27

[8]Halim, KARA; “Cengiz Aytmatov Kuşatılmış Bir Zihinwww.turkishliterature.boun.edu.tr  sayfa:10-12

 

[9] Halim, KARA; “Cengiz Aytmatov Kuşatılmış Bir Zihinwww.turkishliterature.boun.edu.tr sayfa:15-20

 

[10] Orhan, SÖYLEMEZ; “Cengiz Aytmatov Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler” Karam Yayınları:2, Ankara, 2002, sayfa:1,2

[11]Naciye, YILDIZ; “Cengiz Aytmatov ve Manas Destanı” Doğumunun 70. Yıl Dönümünde Cengiz Aytmatov Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri, Atatürk Kültür Merkezi Yayını:184, Kongre ve sempozyum Bildirileri Dizisi:13, Ankara, 1998, sayfa:213-227

 

[12]ÇETİN, Mustafa; “Cengiz Aytmatov Hayatı ve Eserleriwww.biyografi.net 

[13] Abdıldacan, AKMATALİEV; “Cengiz Aytmatov’un Dünyası” Atatürk Kültür Merkezi Yayını: 166, Fikir ve Sanat Adamları Dizisi:15, Ankara, 1999, say

Kırgız Yazar Aytmatov hayatını kaybetti

 

 

10 Haziran, 2008 21:15:00 (TSİ) <****** type="text/**********" language="JavaScript"> <****** language="JavaScript">

 

 

Dünyaca ünlü Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov, böbrek yetmezliği sonucu tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Kırgızistan Devlet Başkanlığı Basın Sözcüsü Dosalı Esenaliyev, yaptığı açıklamada, Almanya'nın Nünberg kentinde tedavi gören Cengiz Aytmatov'un hayatını kaybettiğini bildirdi.
 
Esenaliyev, yazarın ölümü ile ilgili olarak Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev'in bilgilendirildiğini söyledi.
 
Solunum cihazına bağlı olarak yoğun bakımda tutulan yazarın sağlık durumunun bu sabah kritik durumuna geldiği ifade edilmişti.
 
Aytmatov, bir Rus televizyon kanalının belgesel çekimleri için gittiği Tataristan'ın başkenti Kazan'da 16 Mayıs'ta ani böbrek rahatsızlığı geçirmesi üzerine hastaneye kaldırılmıştı.
 
79 yaşındaki yazar, 18 Mayıs'ta ambulans uçakla Almanya'ya nakledilmişti. Yazar Aytmatov, Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde 12 Aralık 1928 yılında dünyaya gelmişti. Kırgızistan'da 2008 yılı, Cengiz Aytmatov yılı ilan edilmişti.
 
Aytmatov'un cenazesinin perşembe günü Almanya'dan ülkesine götürülmesi ve cenaze töreninin cumartesi günü yapılması bekleniyor.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: "Çağımıza damgasını vurdu"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ünlü yazar Cengiz Aytmatov'un vefatı nedeniyle bir mesaj yayınladı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Gül'ün mesajı şöyle:

"Türk dünyasının büyük yazarlarından Kırgız romancı Cengiz Aytmatov'un vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Usta kalem Cengiz Aytmatov'un vefatı sadece Türk dünyası için değil, tüm dünya için büyük bir kayıp olmuştur.

Türkçe'yi en güzel bir şekilde kullanan Cengiz Aytmatov, geride bıraktığı ve pek çok dile çevrilen seçkin eserleriyle gönülleri fethetmiştir.

Türk kültürünün tanıtılmasına ve gelişmesine önemli hizmetlerde bulunan Cengiz Aytmatov, Türk dünyasını oluşturan ülke ve topluluklar arasında adeta bir köprü görevi üstlenmiştir.

Edebiyat dünyasının en önemli isimlerinden biri olarak çağımıza damgasını vuran Cengiz Aytmatov, her zaman saygı ve sevgiyle hatırlanacak, unutulmaz eserleriyle yaşayacaktır.

Değerli yazar Cengiz Aytmatov'a Allah'tan rahmet diler, ailesine, kardeş Kırgız halkına ve tüm sevenlerine başsağlığı dileklerimi iletirim."
 
Köksal Topltan: "Edebiyat dünyası için çok büyük kayıp"

TBMM Başkanı Köksal Toptan, "Türkçe'yi konuşan ülkeler arasında bir dostluk köprüsü olan Cengiz Aytmatov'un vefatının, edebiyat dünyası için çok büyük bir kayıp olduğunu

Yorum Yaz